Tarih sahnesinde hem bir hükümdar hem de bir şair olarak derin izler bırakan Şah İsmail (Hatayi), bugün hala kimliği ve kökeni en çok araştırılan liderlerden biri. Safevi Devleti’nin kurucusu olan Şah İsmail’in Türk olup olmadığı sorusu, sadece bir soy ağacı meselesi değil, aynı zamanda Orta Doğu ve Anadolu tarihinin kırılma noktasıdır.
Şah İsmail’in soyu, merkezi Erdebil’de bulunan Safeviye Tarikatı’na dayanır. Tarihsel kaynaklar, Şah İsmail’in soy ağacının oldukça kozmopolit bir yapıya sahip olduğunu gösterir:
Baba Tarafı: Şeyh Haydar’ın oğlu olan İsmail’in baba soyu, Anadolu’daki Türkmen boylarıyla sıkı bağları olan Erdebil şeyhlerine uzanır.
Anne Tarafı: Annesi Alemşah Halime Begüm, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızıdır. Uzun Hasan’ın eşi (İsmail’in anneannesi) ise Trabzon Rum İmparatorluğu prensesi Despina Hatun’dur.
Bu tabloya bakıldığında Şah İsmail; Türkmen, Kürt ve Rum genetik miraslarının bir sentezi gibidir. Ancak tarihçilere göre bir hükümdarın kimliğini sadece genetiği değil, aidiyeti ve kültürü belirler.
Şah İsmail’in Türklüğü konusundaki en güçlü kanıt, bizzat kendi kaleminden çıkan eserlerdir. O dönemde İran coğrafyasında Farsça edebiyat diliyken, Şah İsmail "Hatayi" mahlasıyla şiirlerini Türkçe yazmıştır.
Şah İsmail'in Divanı: Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri kabul edilir.
Anadolu Türkmenleri: Safevi Devleti’nin askeri gücünü oluşturan "Kızılbaşlar", tamamen Anadolu’dan giden Türkmen boylarıdır (Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü vb.).
Devlet Dili: Safevi sarayında ve ordusunda konuşulan ana dil Türkçedir.
"Şah İsmail'in Türklüğünün en somut kanıtı, sarayında ve ordusunda yankılanan Türkçe şiirleridir. 'Hatayi' mahlasıyla kaleme aldığı eserlerinde, Farsça'nın edebi hegemonyasına direnerek Türkçeyi bir sanat dili haline getirmiştir. Onun 'Gönül ne gezersin sarp kayalarda' diye başlayan mısraları, bugün Anadolu’nun her köşesindeki cemevlerinde hala aynı şevkle söylenmekte, onun sadece bir şah değil, aynı zamanda bir 'Yol mürşidi' olduğunu kanıtlamaktadır."
Şah İsmail’in şiirlerinde kullandığı dil, halkın doğrudan anlayabildiği arı bir Türkçedir. İşte onun en bilinen "Nefes"lerinden biri:
Bu şiirde Hatayi, insanın kendi içine dönmesini ve hakikati dışarıda değil, gönülde araması gerektiğini anlatır:
Gönül ne gezersin sarp kayalarda İniver aşağı yola gidelim
Bir mürşit kâmil bulup danışmadan Ömür gelir geçer yele gidelim
Hatayi der ey can mürşide bağlandık Aşkın ateşiyle yandık dağlandık
Bütün varlığımızla Hak’ka dayandık Daim zikrederek dile gidelim
Safevi Devleti’nin temelini oluşturan ruhu, onun Ali sevgisini ve yola olan bağlılığını anlatan bu mısralarda bulabiliriz:
Geldik bu dünyaya daim kalmaya Mürşidin elinden bade sunmaya
Hacı Bektaş Veli yolu kurmaya Biz de bu deryaya dalmaya geldik
Hatayi der şahım Ali evladı Dilimizde budur daim feryadı
Erenler meclisi, canlar imdadı Hünkâr kapısında kalmaya geldik
Ünlü tarihçi İlber Ortaylı ve birçok Osmanlı-Safevi uzmanı, Şah İsmail’in kültürel olarak tam bir Türkmen beyi gibi hareket ettiğini belirtir. Rakibi Yavuz Sultan Selim ile yazışmalarında Yavuz’un Farsça, Şah İsmail’in ise Türkçe yazdığına dair tarihi anekdotlar, onun Türkçe konusundaki hassasiyetini ortaya koyar.
Genetik olarak çok kültürlü bir aileden gelse de; siyasi ideolojisi, ordusunun yapısı, şiirlerinde kullandığı dil ve Anadolu Türkmenleri üzerindeki tartışmasız liderliği göz önüne alındığında, Şah İsmail tarihi bir Türk hükümdarıdır.